Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

BOZKIR'IN GİZEMLİ ŞEHRİ ANKARA

Yaşam-Kültür 08.01.2026 - 23:15, Güncelleme: 09.01.2026 - 00:00
 

BOZKIR'IN GİZEMLİ ŞEHRİ ANKARA

CUMHURİYET’TEN ÖNCE ANKARA

Pek çoğumuz Ankara’yı 1923’ten itibaren tanıyoruz. Oysa bu topraklar, Mustafa Kemal Atatürk burayı merkez seçmeden binlerce yıl önce de imparatorlukların göz bebeği, ticaret yollarının kilidiydi. Cumhuriyet’in ilanından önceki Ankara, adeta bir tarih labirenti gibi keşfedilmeyi bekliyor. Efsanelerin Başladığı Yer: Frigler ve Kral Midas Ankara’nın kökleri, M.Ö. 1000’li yıllara, Friglere kadar uzanır. Efsaneye göre, eşek kulaklarıyla tanınan Kral Midas’ın şehri olan Ankara, o dönemde bir ticaret merkeziydi. Gordion’da (Polatlı) düğümlenen o meşhur "Gordion Düğümü"nü Büyük İskender tam da bu topraklarda kılıcıyla kesmiştir. Ankara, henüz başkent olmadan çok önce, dünyaya yön verenlerin durak noktasıydı. Roma’nın İhtişamı: Tapınaklar ve Hamamlar Cumhuriyet öncesi Ankara denilince Roma dönemini anmamak imkansızdır. Ulus’un kalbindeki Augustus Tapınağı ve binlerce yıl öncesinden günümüze sıcaklığını taşıyan Roma Hamamı, kentin o dönemdeki görkeminin en somut kanıtlarıdır. Roma İmparatoru Julianus adına dikilen Julianus Sütunu, hala Ankara’nın gökyüzüne uzanan en eski şahididir. Selçuklu ve Osmanlı: İpek Yolu’nun Durak Noktası Türk-İslam mührü bu topraklara vurulduğunda Ankara, bir "Ahiler Şehri"ne dönüştü. Ankara Kalesi’nin surları arasında yükselen Selçuklu mimarisi, şehrin savunma ve ticaret gücünü simgeliyordu. Osmanlı döneminde ise Ankara, dünyaca ünlü Angora (Ankara) keçisinin yününden üretilen "Sof" kumaşıyla Avrupa saraylarını giydiriyordu. O dönemde Ankara, sadece bir Anadolu kasabası değil; İngiltere’den Fransa’ya kadar ihracat yapan bir tekstil devidir. Hititler ve Frigler: Efsanelerin Beşiği M.Ö. 2000’li yıllarda Hititlerin bir askeri garnizonu olan bu topraklar, asıl şanını Frigya döneminde kazandı. Ankara’nın adının (Ankyra/Gemi Çapası) bile bu dönemdeki efsanelere dayandığı söylenir. Kral Midas’ın başkenti Gordion, Ankara’nın batısında yükselirken; bugünkü Hacı Bayram Tepesi o günlerin kutsal alanlarından biriydi. Büyük İskender, dünyayı fethederken düğümü burada kesmiş; Ankara o günlerde bile "dünya hakimiyetinin kapısı" olarak görülmüştür. Galatlar ve Roma İhtişamı: Bozkırın Metropolü Avrupa’dan gelen savaşçı bir kavim olan Galatlar, Ankara’yı başkent yaparak kenti bir eyalet merkezi haline getirdi. Ancak Ankara asıl "altın çağını" Roma İmparatorluğu döneminde yaşadı. M.S. 2. yüzyılda Ankara, 100 bin nüfuslu dev bir metropoldü. Augustus Tapınağı: Roma İmparatoru’nun vasiyetnamesinin dünyadaki en sağlam kopyası (Res Gestae Divi Augusti) bugün hala bu duvarlardadır. Roma Hamamı: Sadece bir yıkanma yeri değil, sosyal ve siyasi bir merkezdi. Julianus Sütunu: 362 yılında İmparator Julianus’un kenti ziyareti onuruna dikilen bu anıt, o dönemin mimari zarafetini günümüze taşır. Selçuklu ve Osmanlı: Ahilerin ve Sofun Başkenti Malazgirt sonrası Türklerin eline geçen Ankara, savunma mimarisinin zirvesi olan Ankara Kalesi ile mühürlendi. Selçuklular döneminde inşa edilen Arslanhane Camii , ahşap direkli mimarisiyle bir sanat harikasıdır. 14. yüzyılda Ankara, dünyada eşine az rastlanan bir sistemle yönetiliyordu: Ahi Cumhuriyeti. Askeri bir güç yerine, esnaf ve sanatkarların kurduğu bu demokratik yapı, Ankara’yı adaletin ve üretimin merkezi yaptı. Osmanlı döneminde ise Ankara, Avrupa saraylarını süsleyen "Sof" kumaşının dünyadaki tek üreticisiydi. Ankara keçisinden elde edilen bu özel yün, kenti uluslararası bir ticaret limanı haline getirmişti. Samanpazarı ve Hamamönü’nün Eski Kokusu Milli Mücadele başlamadan hemen önce Ankara; dar sokakları, cumbalı evleri ve Samanpazarı’ndaki hanlarıyla tipik bir Osmanlı yerleşkesiydi. Taceddin Dergahı’nda yankılanan dualar, Hamamönü’nün taş fırınlarından yükselen ekmek kokusu, bugünkü modern kentin ruhunu besleyen asıl kaynaktır. Kurtuluşa Giden Yolun Sessiz Şahidi yüzyılın sonlarına gelindiğinde Ankara, demiryolunun gelmesiyle birlikte yeniden hareketlendi. Dar sokakları, Hamamönü’ndeki cumbalı konakları ve Samanpazarı’ndaki hanlarıyla Ankara; Milli Mücadele’nin heybetli gölgesini kucaklamaya hazır, vakur bir Anadolu kentiydi. Atatürk 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarına geldiğinde, onu karşılayan "Seymen Alayı", aslında bu binlerce yıllık tarihin birikmiş enerjisiydi.
CUMHURİYET’TEN ÖNCE ANKARA

Pek çoğumuz Ankara’yı 1923’ten itibaren tanıyoruz. Oysa bu topraklar, Mustafa Kemal Atatürk burayı merkez seçmeden binlerce yıl önce de imparatorlukların göz bebeği, ticaret yollarının kilidiydi. Cumhuriyet’in ilanından önceki Ankara, adeta bir tarih labirenti gibi keşfedilmeyi bekliyor.

Efsanelerin Başladığı Yer: Frigler ve Kral Midas

Ankara’nın kökleri, M.Ö. 1000’li yıllara, Friglere kadar uzanır. Efsaneye göre, eşek kulaklarıyla tanınan Kral Midas’ın şehri olan Ankara, o dönemde bir ticaret merkeziydi. Gordion’da (Polatlı) düğümlenen o meşhur "Gordion Düğümü"nü Büyük İskender tam da bu topraklarda kılıcıyla kesmiştir. Ankara, henüz başkent olmadan çok önce, dünyaya yön verenlerin durak noktasıydı.

Roma’nın İhtişamı: Tapınaklar ve Hamamlar

Cumhuriyet öncesi Ankara denilince Roma dönemini anmamak imkansızdır. Ulus’un kalbindeki Augustus Tapınağı ve binlerce yıl öncesinden günümüze sıcaklığını taşıyan Roma Hamamı, kentin o dönemdeki görkeminin en somut kanıtlarıdır. Roma İmparatoru Julianus adına dikilen Julianus Sütunu, hala Ankara’nın gökyüzüne uzanan en eski şahididir.

Selçuklu ve Osmanlı: İpek Yolu’nun Durak Noktası

Türk-İslam mührü bu topraklara vurulduğunda Ankara, bir "Ahiler Şehri"ne dönüştü. Ankara Kalesi’nin surları arasında yükselen Selçuklu mimarisi, şehrin savunma ve ticaret gücünü simgeliyordu. Osmanlı döneminde ise Ankara, dünyaca ünlü Angora (Ankara) keçisinin yününden üretilen "Sof" kumaşıyla Avrupa saraylarını giydiriyordu. O dönemde Ankara, sadece bir Anadolu kasabası değil; İngiltere’den Fransa’ya kadar ihracat yapan bir tekstil devidir.

Hititler ve Frigler: Efsanelerin Beşiği

M.Ö. 2000’li yıllarda Hititlerin bir askeri garnizonu olan bu topraklar, asıl şanını Frigya döneminde kazandı. Ankara’nın adının (Ankyra/Gemi Çapası) bile bu dönemdeki efsanelere dayandığı söylenir. Kral Midas’ın başkenti Gordion, Ankara’nın batısında yükselirken; bugünkü Hacı Bayram Tepesi o günlerin kutsal alanlarından biriydi. Büyük İskender, dünyayı fethederken düğümü burada kesmiş; Ankara o günlerde bile "dünya hakimiyetinin kapısı" olarak görülmüştür.

Galatlar ve Roma İhtişamı: Bozkırın Metropolü

Avrupa’dan gelen savaşçı bir kavim olan Galatlar, Ankara’yı başkent yaparak kenti bir eyalet merkezi haline getirdi. Ancak Ankara asıl "altın çağını" Roma İmparatorluğu döneminde yaşadı. M.S. 2. yüzyılda Ankara, 100 bin nüfuslu dev bir metropoldü.

  • Augustus Tapınağı: Roma İmparatoru’nun vasiyetnamesinin dünyadaki en sağlam kopyası (Res Gestae Divi Augusti) bugün hala bu duvarlardadır.

  • Roma Hamamı: Sadece bir yıkanma yeri değil, sosyal ve siyasi bir merkezdi.

  • Julianus Sütunu: 362 yılında İmparator Julianus’un kenti ziyareti onuruna dikilen bu anıt, o dönemin mimari zarafetini günümüze taşır.

Selçuklu ve Osmanlı: Ahilerin ve Sofun Başkenti

Malazgirt sonrası Türklerin eline geçen Ankara, savunma mimarisinin zirvesi olan Ankara Kalesi ile mühürlendi. Selçuklular döneminde inşa edilen Arslanhane Camii , ahşap direkli mimarisiyle bir sanat harikasıdır. 14. yüzyılda Ankara, dünyada eşine az rastlanan bir sistemle yönetiliyordu: Ahi Cumhuriyeti. Askeri bir güç yerine, esnaf ve sanatkarların kurduğu bu demokratik yapı, Ankara’yı adaletin ve üretimin merkezi yaptı. Osmanlı döneminde ise Ankara, Avrupa saraylarını süsleyen "Sof" kumaşının dünyadaki tek üreticisiydi. Ankara keçisinden elde edilen bu özel yün, kenti uluslararası bir ticaret limanı haline getirmişti.

Samanpazarı ve Hamamönü’nün Eski Kokusu

Milli Mücadele başlamadan hemen önce Ankara; dar sokakları, cumbalı evleri ve Samanpazarı’ndaki hanlarıyla tipik bir Osmanlı yerleşkesiydi. Taceddin Dergahı’nda yankılanan dualar, Hamamönü’nün taş fırınlarından yükselen ekmek kokusu, bugünkü modern kentin ruhunu besleyen asıl kaynaktır.

Kurtuluşa Giden Yolun Sessiz Şahidi

  1. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Ankara, demiryolunun gelmesiyle birlikte yeniden hareketlendi. Dar sokakları, Hamamönü’ndeki cumbalı konakları ve Samanpazarı’ndaki hanlarıyla Ankara; Milli Mücadele’nin heybetli gölgesini kucaklamaya hazır, vakur bir Anadolu kentiydi. Atatürk 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarına geldiğinde, onu karşılayan "Seymen Alayı", aslında bu binlerce yıllık tarihin birikmiş enerjisiydi.

Ankara HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankarameydan.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.